|
Değerli okurlarım: son senelerde; İslam dini namına konuşan, kendilerini büyük müctehid ve mezhep imamlarının yerine oturtabilmek için, işlerine geldiği konularda o zatların görüşlerini öne süren, genelde ise; onları hiçe sayan, onlara; profesör Hüseyin Atay’ın dediği gibi “ sığ görüşlüler” diyen, (Kur’an’daki İslam s.163) Evet o mübarek insanlar; sünnet ve sağlam hadisleri makbul görüp; onları derledikleri ve o sağlam hadislerle ayetleri bir araya getirip, İslam fıkhını, hukukunu ve ilmihal’lerini bizlere hazırladıkları, Kütüb-ü Sitte dediğimiz altı hadis kitabında bulunan ve tümüne yakını sahih kabul edilen hadislerin varlığını kabul ettiklerinden ve o sağlam hadis’leri; kur’an-dan sonra dini kaynak sayıp, hükümler çıkardıklarından dolayı, o çok değerli İslam alimlerine: “ bunlarınki Allah’a ve kur’an-a ortak koşmaktır.” (Kur’an-daki İslam s.71 satır: 21) diyen, Sayın Öztürk gibi; sayıları az olsa da, öyle ölçüsüz, insafsız, ilimde rasih (yüksek anlayış sahibi) olmayan, sözüm ona alimler ve ilahiyat profesörleri çıktı ki; kendilerini dinde müceddid (yenileyici) zannettikleri için, yine ileriki sayfalarda göreceğiniz gibi, tahrif etmedikleri hiçbir dini mes’ele bırakmadılar. Sayın Öztürk’ün hocam diye takdim ettiği Sayın profesör Hüseyin Atay: Ceviz Kabuğu programında ve Sayın Öztürk’ün yanında; “Akıl Kur’an’dan üstündür” iddiasında bulunurken birisi çıkıp da: Allah, (c.c.) Tevbe sûre’sinin 28. ayetinde: “ Ey iman edenler! Müşrikler ( Allah’a ortak koşanlar) necistir (pistir.) Bu yüzden bu yıldan sonra Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar…” buyurmaktadır. Nasıl oluyor da, bu müşriklerin kafirlerin, canilerin, teröristlerin, zanilerin, ateistlerin uyuşturucu tutkunlarının akılları Kur’an’dan üstün oluyor? demediler. Kaldı ki; Kur’an kelamullah’tır, Allah kelamıdır, Allah’ın sözüdür. Kadimdir, ezelidir, ebedidir, hiçbir akıl ondan üstün olamaz. Tabi bunların arasında bulunan, bunların görüşlerine karşı oldukları halde, çeşitli nedenlerle seslerini yükseltmeyen çok değerli profesörlerimiz, ilim adamlarımız da vardır. Onlara selâm olsun. Allah (c.c.) onların selamet ve cesaretlerini artırsın. Türkiye’mizde dini mes’eleleri layıkıyle bilenlerin sayısı çok az olduğu, zihinler tamamen boş bulunduğundan, bilhassa islami yaşantısı zayıf olan birçok insanlar, bunların tesiri altında kalmaktadırlar. Daha zararlısı ise: kendileri öğretim üyeleri olduklarından, kendi görüşlerinde yetiştirecekleri, ilerinin ilim adamları olacaktır. Bu sünnet ve hadisi: ihtiyaçları olduğu zaman kabul edip işlerine gelmediğinde ve de genelde kabul etmeyen kişiler: nerdeyse kitabı teslim edip, hiçbir şeye karışmamış ve Kitab’ın yorumunu kendilerine bırakmış bir peygamber ve böyle bir din tahayyül ederek; Kur’an’ın açıklamalarını kendilerinin yapabileceklerini zannediyorlar. Halbuki, bu ulvi görevi Cenab-ı Hak, ayeti kerime’lerde görüleceği gibi, Resulallah’ (s.a.s.)a vermiş, bu hususta mü’minleri de şöylece uyarmıştır: “ Andolsun ki Allah mü’minlere, kendilerine (Allah’ın) ayetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara Kitab ve Hikmet’i öğreten, kendi içlerinden bir peygamber göndermekle lutufta bulunmuştur: Oysa onlar daha önceleri ap açık bir sapıklığın içindeydiler.” ( Al-i İmran: 164) Diğer ayette Cenab-ı Allah: “ Nitekim kendi içinizden, size ayetlerimizi okuyan, sizi temizleyen, size kitabı ve hikmeti ve size (daha) bilmediklerinizi öğreten bir resul gönderdik.” (Bakara: 151) Buyururken, yoksa Sayın Öztürk; “bu resul’ün açıklamasına ihtiyacımız yoktur, bize bu Kur’an yeter, onu biz açıklarız” mı diyeceksiniz? Değerli okurlarım. Zaten bunların dışında Edip Yüksel gibi: Hz. Peygamber (s.a.s.) kitab’ı getirmiş görevi bitmiş diyorlar. Hatta Tv Kanal 6 da Ceviz Kabuğu programına; telefonla iştirak eden bir konuşmacı sayın Öztürk’e hitaben: “ Ne diyorsunuz! Resulullah’ı bir müvezzi’ye (postacıya)mı benzetiyorsunuz?” demişti de sayın Öztürk de: “ Ne diyorsun Kur’an’a müvezzi (postacı)olmak az bir şeymi?” demişti. Aynı konuşmaya Metin Yüksel de Amerika’dan telefonla iştirak etmiş: “hocam artık reformu başlatalım.” demiş sayın Öztürk ise, tebessümlü bir sukutla cevap vermişti… İnancımız budur ki: Böyle binlerce reformist gelse de: Allah Nurunu tamamlayacak, Kitabını ve Dinini ebediyen koruyacaktır. Bu satırları yazabilmemize imkan ve güç veren, Rahman ve Rahim olan Allah’a (c.c.) sonsuz hamdü senalar ve sevgili peygamberimiz efendimiz ile aile halkı ve ashabına sonsuz selatu selamlar, bu yanlış görüşte olan kardeşlerimize ve cümlemize de en güzel hidayetler olsun. İşte bu yenici profesörlerin onlarca iddialarından; bu kitapta cevaplandırmaya çalışacağımız konulardan bazıları: 1-REENKARNASYON: Yani insanlar öldükten sonra başka bedenlere girerek, günahlardan temizleninceye, tekamül edinceye kadar; defalarca, dünyaya gelir, yaşar, ölür, tekrar doğar, yaşar, ölür, tekamülleri tamamlanıncaya kadar bu böyle devam edermiş! 2-KUR’AN’I KERİM: İnsan ibadetsiz ve cünüb de olsa Kur’an’ı Kerim’i eline alır, okuyabilirmiş; abdestsiz el sürülmemesi istenen Kur’an; Levhi Mahfuz’daki Kur’anmış! 3-KADIN: Hayız ve nifas (yani adet ve doğum sonrası) halinde iken de namaz kılar, oruç tutabilirmiş! 4-NAMAZ: Her hangi bir sebepten dolayı vaktinde kılınamayan namaz, bilahare kaza edilemezmiş! 5-TESETTÜR (ÖRTÜNME): İffeti korumak için değilmiş ve “ saçının belli bir kısmı açık kalacak bir şekilde örten kişiler Kur’an’ın beyanına aykırı davranmakla suçlanamazmış” ve saçların bütünüyle görünmeyecek şekilde kapatılmasını emreden bir ifade yokmuş! Ahzab suresinin 59. ayetine rağmen, cariye’lerle Hürler arasında giyim farkı yokmuş. ( Kur’an’daki İslam kitabının 529-530 sayfasındaki; sayın Hayrettin Karaman’ın ve sayın Öztürk’ün kendi iddialarıyla tenakuza düşüyorlar.) 6-CİLBAB: İnanan kadınların evden dışarı çıktıklarında: İnanmış Hür kadınlardan oldukları anlaşılsın, tanınsınlar da cahiller tarafından kendilerine eziyet edilmesin diye: vücutlarını baştan ayağa örten Cilbab’ın, üzerlerine alınmasını emreden, Ahzab suresinin 59. ayeti, bu zamanda uygulanmayabilirmiş! 7-PEYGAMBERİMİZ: Peygamber’imizin ümmi’liğinin okuma yazma bilmemekle hiçbir ilgisi yokmuş. Ümmi kelimesinin Kur’an dilinde karşılığı, okuma-yazma bilmeyen değil, Ehli Kitab’ın elindeki belgelere dayalı bilgilerle eğitilmemiş insan demekmiş! 8-HELAL, HARAM: Kur’an’da isimleri yazılı hayvanlardan başka eti haram olan hiçbir hayvan yokmuş, hadislere dayanarak yeni haramlar icad etmek Kur’an’ın ruhuna aykırıymış! 9-ŞEFAAT: Kur’an’da kimin şefaat edeceği ismen belli olmadığı için; kim peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s) şefaat edecek derse kafir olurmuş! 10-KUR’AN’DA NASİH-MENSUH: Önceden helal olan birşey, sonradan gelen ayetlerle yasaklansa, haram edilse dahi; orda olmazsa başka yerde ve o zamanda olmazsa başka zamanda helal sayılır ve uygulanabilirmiş!. Nasih ve Mensuh diye birşey yokmuş. Yani önce inmiş bir ayetin hükmü sonradan gelen ayetle kaldırılamazmış! Bu iddiaları, yukarıda sıraladığımız gibi, ilerideki sayfalarda, bölümler halinde aydınlatmaya çalışacağız. Tabi bu yazılanlar sayın Öztürk’ün yazdığı Kur’an’daki İslam kitabındaki hata ve yanlışların onda biri değil. Onun için kitabın kapağına sayın Öztürk’e cevap: 1 diye yazdık. Diğer bölümlerini de inşallah en yakın tarihlerde cevaplandırmaya çalışacağız. Bu çalışmalarımız esnasında ve basılma aşamasında bizden maddi ve manevi yardımlarını esirgemeyen tüm dostlarımıza şükranlarımı sunar, eksik ve tüm hatalarım için önce Rabbim’in affını diler, siz okuyucularımın da hoşgörülerinizi, yapıcı ve tamamlayıcı tenkitlerinizi bildirmenizi beklerim. Bütün övgülerin hepsi her şeyi yoktan var eden Allah’a (c.c.) sonsuz selat-ü selam’da O’nun resul-ü kibriyası’na ve onun muhterem aile halkı ile güzide ashabına ve de tüm kurtuluşlar inananlara olsun. Rabbim, bu hatalı kardeşlerimizi de, bizleri de en doğruya ulaştırsın. Amin. 17 Ekim 1998/Cumartesi M.Avni (Avnullah) ÖZMANSUR Malatya
ESERİ OKU
ESERİ İNDİR
|